Bilgi nedir, bilgiyi nasıl ediniriz? Bilgi edinmek ne demek ve daha da önemlisi neden bilgi ediniriz, üretiriz? Fazla meraklı canlılar olduğumuz için mi? Kişisel gelişime açık olduğumuz için mi? “Bilgisizlik size göre hiçliktir” diye mi?
Bunlar sizin şahsi cevaplarınıza bağlı olan şeyler olmakla birlikte size soracağım soruları birlikte düşünelim: Öğrendiğinizi hatırladığınız son bilgi neydi? Bu bilginin çıkış noktası neresi olabilir? Eğer siz böyle bir bilgiyi üretecek olsaydınız, hangi dallardan yararlanırdınız? Kimlerle sohbet edip bazı aydınlanmalar yaşadığınızı düşünürdünüz ve bu konuşmaların içeriği sizi nerelere götürürdü? Şu an olduğu gibi farklı fikir ve alanlarla girdiğimiz etkileşimler bizi yalnızca etkilemekle, sorgulamakla bırakmaz, aynı zamanda benliğimizde yepyeni fikirler belirmesine neden olur.
Bizler fark edelim veya etmeyelim, zihnimizin bir köşesinde var olan o sohbet, yazı, adına her ne derseniz, bizim kendi sayfamıza yazdığımız bir cümleyle aslında oradadır, kaybolmamıştır. Bunu biraz daha sosyal, bilimsel, felsefi (...) alanlarda düşündüğümüzde disiplinlerarası düşüncenin ta kendisine gelmişiz demektir. Peki ne demek disiplinlerarası düşünce? Şu anda bu yazıyı okumanıza vesile olan platform, Crossfield Society de disiplinlerarası bir kuruluştur. Bu yazımla birlikte sizlerle tanışırken, Crossfield’ı da daha yakından tanıyalım.
Disiplinlerarası Düşüncenin Ufku
Disiplinlerarası çalışmak, farklı bakış açılarını belli bir standart ve seviyede buluşturup aynı pencereden farklı manzaralar görürken bunu ortak ve etik bir çerçevede paylaşabilmektir. Ve birazdan da konuşacağımız üzere, tüm bunlar farklı fikir ve projeleri kabul edebilmekle başlar. Biz Crossfield Society ekibi olarak, sizlere disiplinlerarası projeler sunarken birlikte çalışmanın son derece keyif verici olup aynı zamanda da verimli olabileceğini göstermeyi hedefliyoruz. Buyrun, disiplinlerarasılığı biraz daha akademik inceleyelim.
Disiplinlerarası yaklaşım kavramı 1970'lerde ortaya çıkmış, farklı topluluklara ve zıt araştırma uygulamalarına karşılık gelen farklı akımlarda gelişmiştir. (Klein, JT Disiplinlerarası söylem: Geleceğe bakış.) Bu farklı akımları ve ilişkilerini karakterize etmek için çeşitli tipolojiler önerilmiştir.
Gibbons vd.'nin çalışmalarına dayanan en yaygın tipolojilerden birinde, bilim sosyolojisinde Scholz ve Steiner disiplinlerarasılığın iki modunu ayırt eder: Çoğunlukla teorik olan mod 1 disiplinlerarasılığı, genel olarak bir “bilgi birliği” arayışıyla motive edilir ve bir “içsel bilim etkinliğine” karşılık gelirken, çoğunlukla pratik olan mod 2 disiplinlerarasılığı, tipik olarak somut, gerçek dünya sorunlarına uygulanan katılımcı problem çözme yaklaşımlarına paydaşların dahil edilmesiyle karakterize edilir. (Scholz & Steiner: Scholz RW ve Steiner G'nin (2015) "Disiplinlerarası süreçlerin gerçek türü ve ideal türü: Bölüm II, pratikte hangi kısıtlamalar ve engellerle karşılaşıyoruz?" başlıklı makalesi, Sürdürülebilirlik Bilimi dergisinin 10(4) sayısında 653-671 sayfaları arasında yayımlanmıştır.) Mod 1 disiplinlerarasılığı, tipik olarak kuantum fizikçisi Basarab Nicolescu'nun üç aksiyoma dayalı bir metodoloji önerisiyle ilişkilendirilir: 1- Gerçeklik seviyeleri 2- Gizli üçüncü ilkesi 3- Karmaşıklık
Bu aksiyomlar literatürde kapsamlı bir şekilde geliştirilmiştir. Başka bir ünlü tipolojide, Max-Neef, geleneksel yöntemler ve mantık izlenerek uygulanabilen "zayıf disiplinlerarasılık" ile özellikle Nicolescu'nun çalışmasından esinlenen, belirli bir kuantum benzeri mantıkla karakterize edilen ve tek bir gerçeklik varsayımından kopan "güçlü disiplinlerarasılık" arasında ayrım yapmayı önermektedir (Max-Neef, Disiplinlerarasılığın Temelleri.) Bu perspektiften bakıldığında, disiplinlerarasılık yeni bir disiplin veya üst disiplinden daha fazlasıdır, "Dünyayı görmenin daha sistematik ve bütünsel bir yoludur."
Disiplinlerarası yaklaşımın genel olarak şu şekilde açıklandığını görürüz: “Sıklıkla umut vadeden bir kavram olarak tanımlansa da, dünyanın en acil sorunlarını verimli bir şekilde ele alma yeteneği hala geliştirilmeye ihtiyaç duymaktadır.” Akademik olmayan paydaşlarla yürütülen çeşitli disiplinlerarası projeler önemli sorunların ele alınmasında önemli iyileştirmelere yol açmış olsa da, katılım için iddia edilen faydalar genellikle gerçekleşmediği için birçok proje hayal kırıklığı yaratmıştır. (Frame ve Brown, 2008).
Bu sınırlamaların üstesinden gelmek için yaygın bir yanıt, kullanılan tipolojiden bağımsız olarak farklı disiplinlerarası yaklaşım türleri arasında daha iyi bir bağlantı sağlamaktır. Örneğin, Scholz ve Steiner'e göre, disiplinlerarası yaklaşım için en büyük zorluk, yüksek kalite standartlarını korumak ve disiplinlerarası yaklaşımın "bilim insanları ve uygulayıcılar arasındaki herhangi bir etkileşimi etiketlemek için giderek daha fazla kullanılmasını" önlemek için Mod 1 ve Mod 2'yi daha iyi birbirine bağlamaktır. Max-Neef'e göre, zayıf olan güçlü olanda emilip konsolide olana kadar disiplinlerarası yaklaşımı bir dünya vizyonu olarak mükemmelleştirmek için çabalara ihtiyaç vardır.
Nicolescu ayrıca, üç tür disiplinlerarası yaklaşımın (teorik, fenomenolojik, deneysel) hem çeşitliliğini hem de birliğini kabul etme ihtiyacını vurgulamaktadır. (Peki, disiplinlerarası düşünce zaten bu demek değil mi? Bambaşka fikirlerimiz var, fikirlerimizin de fikirleri var, bu böyle uzayıp gider… Aslına bakarsanız kabul aşaması hayatımızın her alanında adım atmak için gerekli ilk basamaktır. Kabul ederiz, var olduğunu kavrarız ve hayatımıza entegre ederiz. Bu bir fikir olabilir, bir travma olabilir, bazen yeni bir lezzet denemek bile olabilir. İşte disiplinlerarası olmak demek, bence tam olarak burada başlıyor.) Bu farklı çağrılar doğrultusunda, farklı disiplinlerarası yaklaşım türlerini daha iyi birbirine bağlamak için bazı yaklaşımlar önerilmiştir. Örneğin, Rigolot ( 2020 ), kuantum teorisinin, Mod 1 ve Mod 2 disiplinlerarası yaklaşım arasındaki boşluğu daraltmak için bir içgörü kaynağı olarak kullanılabileceğini öne sürmektedir.
Mod 2: Disiplinlerarası Yaklaşım ve “Entegrasyon ve Uygulama Bilimleri” Disiplini
Yeni bir akademik disiplinin ortaya çıkışı, yalnızca pratik düzeyde değil, metodolojik ve teorik düzeylerde de iş birliği yapan, ortak bir amaca sahip geniş bir araştırma topluluğunu gerektirir. Bu yaklaşıma göre, disiplinlerarası yaklaşım, Mod 2 disiplinlerarası yaklaşım ve entegrasyon ve uygulama bilimlerinden elde edilen bilgiler açısından anlaşılabilir. Mod 2 disiplinlerarası yaklaşım kavramı, 2000 yılında Zürih Kongresinde İsviçre merkezli TD-net Disiplinlerarası Araştırma Ağı haline gelen büyük akademik disiplinlerarası araştırma topluluğu tarafından benimsenmiştir. Zürih yaklaşımı, Nicolescu tarafından önerilen ve daha sonra “Mod 1” veya “teorik” disiplinlerarası yaklaşım olarak adlandırılan, aksiyomlu (Aksiyom: doğruluğu ispat edilmeden, edilmeye ihtiyaç duyulmadan kabul edilmiş.) bir metodoloji olarak disiplinlerarası yaklaşım kavramını reddetmiştir. Klein'e göre, 2000 Zürih kongresi, disiplinlerarası söylemlerin evriminde önemli bir olaydı. Başlangıçta, Mod 2 bilimi, daha sonra "ideal tip" bir Mod 2 disiplinlerarası yaklaşımının temeli olarak kullanılacak altı ilke ile karakterize ediliyordu (Gibbons vd. 1994) (Scholz & Steiner, 2015 ) 1- Mod 2 bilgisi, uygulanacağı bağlamda üretilir. 2- Disipliner bilginin ötesinde kendine özgü özelliklere sahiptir. 3- Mod 2, beceriler, bakış açıları ve katılımcıların deneyimleri açısından heterojendir. 4- Yapılar, katı bir hiyerarşik yapıdan ziyade geçici ve evrimleşen olarak görülür. 5- Ortaya çıkan bilgi, sosyal açıdan sağlam ve ilgili aktörler için önemlidir. 6- Üretilen bilginin kalitesi, yeterli kriterler ve prosedürlerle sağlanır. (...)
Mod 2'nin prensiplerini takip eden Scholtz ve Steiner, ilgili topluluk için ortak bir amaç olarak görülebilecek disiplinlerarası süreçlerin olası bir "çekirdeğini" "karmaşık, toplumsal açıdan önemli bir sorun hakkında bilim insanları ve uygulayıcılar arasında karşılıklı öğrenme" olarak tanımlamışlardır.
Son olarak tüm bu konuştuklarımızdan sonra anlıyoruz ki disiplinlerarası olabilmeyi tartışmak bile farklı disiplinler ister. Bu bağlamda deneyimler, değişip dönüşen ve geçici yapılar ya da bağlamın tam ortasındaki nesneler, tam bir bütün olarak kabul edilip parçalanmaya başlandığında, bütünü oluşturan parçalar ayrı ayrı anlamlar, daha büyük değerler kazanır. Bu değerlere sahip olabilmeye çalışırken kendi içimizde de farklı dallara ayrılmaz mıyız? Yani aslında, işin özü, insan olmak dahi bir disiplinlerarasılık mıdır?



